Generate viral LinkedIn posts in your style for free.

Generate LinkedIn posts
Dr. Sertaç Doğanay

Dr. Sertaç Doğanay

These are the best posts from Dr. Sertaç Doğanay.

16 viral posts with 44,492 likes, 1,444 comments, and 1,585 shares.
9 image posts, 0 carousel posts, 3 video posts, 4 text posts.

👉 Go deeper on Dr. Sertaç Doğanay's LinkedIn with the ContentIn Chrome extension 👈

Best Posts by Dr. Sertaç Doğanay on LinkedIn

Haftaya güzel başlayalım o zaman 🚀

Sena Elçin Karakaş ve Sıla Karakuş, Bakü Trampolin Cimnastik Dünya Kupası kadınlar senkronize finalde birinci olarak altın madalya kazandı. Bu Türkiye'nin trampolin cimnastikte ilk altın madalyası.

Arkasında nasıl bir emek, çaba, azim ve adanmışlık var; tahmin etmek zor değil de ortaya koymak zor.
Ailelerini, okullarını, hocalarını ve ekiplerini ne kadar tebrik etsek az 😍
Asla Aşağı Bakmayacağız!

❤️ Boğaziçi University

Bana kimse ülkede girişimciliği desteklemekten, beyin göçünü tersine çevirmekten, üniversitelerin akademik çalışmalarından, demokrasiden, hoşgörüden, anlayıştan falan bahsetmesin lütfen.
Tüm uğraşlarımızın ve emeklerimizin boşa gittiğini hissediyorum ve buna çok üzülüyorum.
Bugün Cadde'deki Boyner'de böyle bir şeye denk geldim ve fikir hoşuma gitti. Sizinle de paylaşmak istedim.

Soğuk havaya dayanıklı montları giyip, içine girerek deneyebileceğiniz -18 derecelik bir kabin tasarlamışlar.
Post image by Dr. Sertaç Doğanay
Bakın işte bu bir tercih.
Ben asla böyle bir başarıya imza atan bir bilim insanı olamam bu yüzden.
Benim tercihim bu değil çünkü.
Belki de tercihi bu olanlar dünyayı değiştirenler oluyor.

Benim başarı tanımım çok basit mesela:
İstediğin gibi yaşamak.

Başarı tanımı herkes için ne kadar da farklı değil mi?

Hepsi bir yana, bu iki insanı ayakta alkışlamaktan başka ne yapılabilir ki?
Bilimle uğraşacak gençlere bundan güzel örnek mi olur?
Post image by Dr. Sertaç Doğanay
Bana böyle reklamlarla gelin...
Bazı reklamlar vardır ki hazırlandığı bağlam sebebiyle ömür boyu unutulmaz. Veya başka bir deyişle bu öyle bir gol ki, çıkmaz 😎

26 yıldır Mercedes-Benz’de çalışan ve 13 yıldır CEO’luk görevini yürüten Dieter Zetsche bugün emekli oluyor ve görevini Ola Kallenius’a devrediyor.

2016’da 100 yıllık rekabet için BMW’yi ti’ye alan Mercedes, 30 yıl önce kurulduğunu ima ederek “ilk 30 yıl epey renksizdi” sloganlı bir reklam hazırlamıştı. BMW bu tatlı (yoksa biraz acı mı) rekabete bir yenisini ekledi ve emekliliğe ayrılan Mercedes eski CEO’su Dieter Zetsche’yi reklamının ana karakteri yaptı. (Oynayan kişi profesyonel bir aktör).

İşinin son gününde Daimler’deki tüm çalışanlarla vedalaşan Zetsche, Mercedes-Benz S serisi otomobiliyle evine bırakılıyor. Şoförüyle de vedalaşıyor. Buraya kadar Mercedes reklamı gibi ilerleyen reklam bir anda yön değiştiriyor ve Zetsche’nin evindeki garajın kapısı açılıyor. Göz alıcı renkli BMW i8’i ile garajdan çıkış yaparken ekranda “Free at last” (Sonunda özgür) metni görünüyor.

Uzun zamandır izlediğim en güçlü ve etkileyici reklam bu.

BMW Group resmi LinkedIn sayfasından hem rakipleri Daimler AG hem de Zetsche etiketlenerek yapılan paylaşıma gelen yorumları buradan takip edebilirsiniz: https://lnkd.in/ef3CEar
Eposta yazım kuralları diye 2-3 saatlik bir eğitim almıştım, sene 2002 galiba. O günlerde bugünkü gibi yaygın değil, günde 4-5'i geçmiyor gelen posta sayısı.

Bu arada sizi neşelendirecek, nostaljik bir not:
Bilim İlaç'ta ürün müdürü olarak çalışmaya başladığım 2002 senesinde günlük satış raporları departman asistanı tarafından birkaç sayfaya basılı halde ilgili kişilere dağıtılıyordu. Henüz eposta genel bir alışkanlık değildi.

Reply to all - tümüne yanıtla seçeneğinin ne zaman kullanılması gerektiğiyle ilgili çok güzel bir sohbet geçmişti eğitimde. Vardığımız sonuç “sadece çok gerektiğinde“ olmuştu.
O gün bugündür bu grafikteki oranları net şekilde yansıtan yüzlerce eposta aldım.
Eğer birileri cc'de ise bilin ki tek sebebi cc'de olmaları gerektiği değildir 😄

Son bir genel kültür bilgisi ileteyim:
cc; carbon copy'nin kısaltılmışıdır. Yani “tıpatıp aynısı“ anlamına gelir.
bcc ise “blind carbon copy“nin kısaltılmışıdır. Yani tıpatıp aynısı ama görünmeyeni, gizli olanı anlamına gelir.
Post image by Dr. Sertaç Doğanay
Bugün birkaç Twitter hesabında benzer önerilere rastladım. Ben de hemfikir olarak sizlere iletmek istiyorum.

Seçimler öncesi hazineden partilere verilecek yardım tam 5 Milyar TL.

Madem ki üniversitelerdeki dersler bile uzaktan işlenebiliyor, tüm seçim propaganda faaliyetleri de uzaktan yapılsın. Zaten hangimiz seviyoruz ki bangır bangır bağıran seçim otobüslerini?

Burada kullanılacak para da depremzedelere aktarılsın.
Sabahları 10 dakika Twitter'da gezinirken dünyanın felakete doğru gittiğini ve insanların ağır depresyonda olduğunu hissediyorum.

Sonra 5-10 dakika Instagram'da geziniyorum ve diyorum ki oh ne güzel, her şey yoluna girmiş, aynı insanların keyfi yerinde 😂

Galiba en aklı başında kanal yine LinkedIn kaldı.
Bugün ilk doz aşımı oldum, bir geçmiş olsununuzu alırım 😎

Doğal olarak tarihte her konuda safsatalar, komplo teorileri ve kulaktan kulağa yalan yanlış hikayeler anlatılageldi. Bu komplo teorilerine inanan insanların kimi ilkokul mezunu bile değil, kimiyse profesör. Çünkü komplo teorilerine inanma meselesinin eğitimle ve sosyokültürel seviyeyle ilgisi yok. Hepimizin beyninde doğuştan gelen defolar var, bu yüzden inanıyoruz. Hepimiz normal insanlar olarak hayat sürüyor olabiliriz ama bu beynimizde ufak tefek defolar olmadığını göstermiyor.

Konu aşı ise bu konuda konuşan herkese değil, tıp doktorlarına, virologlara, biyoteknoloji uzmanlarına kulak vermenizi öneririm.
Nasıl ki evdeki duvarı boyatmak için kargo görevlisi çağırmıyorsanız, nasıl ki kebapçıda balık siparişi vermek gelmiyorsa aklınıza, nasıl ki İngilizce öğretmeninden matematik dersi almıyorsanız, insan ve toplum sağlığı konusunda da tıp eğitimin köşesinden bile geçmemiş insanların söylediklerine kulak vermeniz çok komik olur.

İnsanların yüz yıllar boyunca ortalama yaşam sürelerini dilediğiniz kaynaktan araştırabilirsiniz ama University of Oxford desteğiyle faaliyet gösteren Our World in Data'nın bu grafikleri ve videosu konuyu çok güzel aktarıyor:
https://lnkd.in/dNbgR2v

Bundan 30.000 sene öncesiyle bundan 300 sene öncesi arasında ortalama yaşam süresi neredeyse hiç değişmemiş. 25-30 yıl olarak sabit bir seyir izlemiş. Ne zaman ki sanayi devrimi başlamış 1700'lerin ortalarında, sonra ikinci sanayi devrimi gelmiş 1800'lerin sonuna doğru ve elektrik kullanmaya başlamışız, bir anda insanlığın kaderi değişmiş. 1950'lerde ortalama yaşam süresi kimi gelişmiş ülkelerde 60'a kadar çıkmış. Ne olmuş da binlerce yılda olmayan değişim, 100 yılda olmuş peki?

Aşı ile tanışmış insanlık. Aslında M.Ö. 200 yıllarında dayanıyor aşının tarihi, Çin'de çiçek aşısı üretilmiş o yıllarda. Ama yaygın kullanım 1800'li yıllardan sonra. Çok büyük kısmı da 1900'lü yıllarda bulundu.

Aşı öncesi dönemde doğan çocukların çok az bir kısmı (maalesef) bir yaşını tamamlayabiliyordu. Bugün bebek ölüm hızı (canlı doğan her 1000 canlı doğan bebekten 1 yaşına kadar kaç tanesinin öldüğü) dünyanın pek çok gelişmiş ülkesinde 1000'de 10'un altında, Türkiye'de de 1000'de 20 seviyesinde. Bu tablonun kendiliğinden oluştuğunu düşünmek komik olmaz mı sizce de?

Tıp eğitimimin bana öğrettiği kadarıyla şunu biliyorum:
Yan etkisi olmayan bir ilaç veya aşı yoktur. Çoğu kanser ilacı kanserli hücrelerle beraber sağlıklı hücreleri de öldürür mesela.
Kazanç - zarar hesabına bakıldığında kazanç yüksekse tedaviyi verirsiniz. Sokakta bir köpek sizi ısırsa, kuduz aşısının milyonda bir yapacağı yan etkiyi düşünür müsünüz? Düşünmeden olursunuz aşıyı değil mi?

Bilim insanlarına güvenin.
Doktorlara güvenin.
Aşı sadece sizin hayatınızı değil, çevrenizdekilerin de hayatını korur.
Post image by Dr. Sertaç Doğanay
Bilgisayar yazılımlarındaki hatalara “bug” diyoruz. Türkçesi “böcek” olan bug teriminin ortaya çıkış hikayesi çok ilginç 😊
1947 yılında, IBM’in ürettiği ikinci bilgisayar olan Mark 2, Harvard Üniversitesi bilgisayar laboratuvarında çalıştırılıyordu. Bir sabah araştırma ekibi laboratuvara geldiğinde bilgisayarın çalışmadığını görmüş ve sebebi tespit etmeye koyulmuş. O zamanki bilgisayarlar, kocaman bir salon büyüklüğündeymiş (fotoğrafta görüldüğü gibi) ve mekanik parçaları varmış. Yani kollar, çarklar, delikli parçalar gibi. Bu parçalardan birinin arasına bir böcek sıkıştığını görmüşler ve böceği oradan çıkardıklarında bilgisayar çalışmaya başlamış. Ekibin başında dünyanın ilk yazılımcılarından; bilim insanı, tümamiral Grace Hopper (fotoğraftaki kadın) varmış ve dünyanın ilk “bug”ını bulan ve kayıtlara geçiren kişi olarak tarihe geçmiş. Yazılımlardaki düzeltmelere de bundan dolayı “debugging” yani böcek temizleme deniyor. Bu arada Edison’un 1800’lü yıllarda bazı tasarımlarındaki hataları “bug” olarak tanımladığı da kayıtlara geçmiş ama bilgisayar özelinde bu ilk kez 1947 yılında tanımlanmış.
200 sene önce yaşamış olan; dünyanın ilk programcısı Ada Lovelace gibi Grace Hopper da (Queen of Codes lakaplı) bilim ve teknoloji tarihinde iz bırakan kadınlardan biri olmuş.
Post image by Dr. Sertaç Doğanay
Koç Holding A.Ş., Siemens Türkiye, Allianz Türkiye, Akbank, Turkcell gibi büyük kurum ve holdinglerin ardından Türkiye'nin en büyük holdinglerinden Sabanci Holding de yeni dönem çalışma planlarını duyurdu.

Bugün gerçekleşen “İşin Geleceğine Uyum“ başlıklı basın toplantısında Sabancı şirketleri için ne gibi kararlar aldığını açıklandı. Basın toplantısında Sabancı Holding, yüzde 100 olarak esnek çalışma sistemine geçtiğini; beyaz ve gri yaka çalışanlarının yüzde 75'inin ise uzaktan çalışacağını belirtti.

İşe yapış şekillerinin geleceği değerlendirilirken “akıllı ve uzaktan çalışma“, “fiziksel ve zihinsel sağlık“, “esnek iş gücü ve yüksek performans“, “yetenek ve beceri yönetimi“, “geleceğin liderliği“, “amaç odaklı organizasyon ve kültür“ ile “dijital, veri odaklı çevik organizasyon“ olmak üzere 7 ana başlıktan yararlanılmış.

Bu süreçte insan kaynaklarının geleceğe hazırlanması adına işin geleceğine uyum eğitimleri, geleceğe liderlik gelişim programları, yeni beceri kazandırma gibi detaylardan da bahsedilmiş.

Detaylar:
http://bit.ly/3vyn9O7

Her seferinde eklemeden edemiyorum. Bu kadar büyük ölçekte şirketler için “her yerden çalışma“ modelinin esas zorluğu işleri yapmak olmayacak. Esas zorluk kültür, aidiyet, çalışan motivasyonu gibi konularda yaşanacak bana kalırsa.
Post image by Dr. Sertaç Doğanay
Benzini nereden alıyorsunuz bilemem ama bisiklete binmek bedava 😎

Levent Kurnaz Hocam paylaşmış Instagram'da.
Sanırım Almanya'dan bu fotoğraf.
Post image by Dr. Sertaç Doğanay
Kendi işini kurmak için kaç yaş geç bir yaştır?
50 yaş mı çok geç mesela?
40 yaş geç mi?
30 iyi mi?
Amerikalıların tüm dünyadan ayrıldıkları şey, istatistiğe olan merakları bence. Her şeyin istatistiğini tutuyorlar. Sorduğum soruyu da istatistiklerle yanıtlamışlar yine.
Cevap, benim gibi 40’lı yaşlarda olanların yüzünü güldürecek, onu en baştan söyleyeyim 😍
 
İki MIT profesörü ve ABD Sayım Bürosu; 2007-2014 yılları arasında en az bir kişiyi işe alan 2,7 milyon şirketi incelemişler.
Bu şirketleri kuran kişilerin, şirketi kurdukları tarihteki yaş ortalaması 42 çıkmış.
Ama hikaye bu kadar değil, daha yeni başlıyor…
 
Yüksek büyüme hızına sahip ve ekonomiyi dönüştürebilecek yeni girişimleri (startup) inceledikleri alt veri kümesine yalnızca teknoloji şirketlerini dahil etmişler ve en hızlı büyüyen yüzde 0,1'i, başka bir deyişle, satışlarını veya çalışan sayısını ilk beş senesinde en fazla artıran her 1000 şirketten 1’ini analiz etmişler.
Bu özel alt kümenin ortalama kurucu yaşı 45 çıkmış.
Hikaye devam ediyor…
 
Alternatif bir başarı ölçüsü için araştırmacılar, başka bir şirket tarafından satın alınarak veya halka arz edilerek piyasadan başarılı bir şekilde “çıkmış” firmalara da bakmışlar. Bu grubun ortalama kurucu yaşı 46,7 çıkmış.
 
Tüm sonuçları şu şekilde özetlemişler:
 
🚀 50 yaşındaki bir startup kurucusunun, 30 yaşındaki bir startup kurucusuna göre başarılı olma olasılığı 2,2 kat daha fazla.

🚀 40 yaşındaki bir startup kurucusunun, 25 yaşındaki bir startup kurucusuna göre başarılı olma olasılığı 2,1 kat daha fazla.
 
🚀 60 yaşındaki bir startup kurucusunun, 30 yaşındaki bir startup kurucusuna göre başarılı olma olasılığı 3 kat daha fazla.
 
Araştırmacıların ekledikleri yorumun özeti de şu:
Yaşımız ilerledikçe deneyimimiz artar, kurduğumuz ilişkilerin sayısı ve gücü artar, liderlik becerilerimiz gelişir. Tüm bunlar da kuracağımız işlerin başarılı olma şansını yükseltir.

Araştırmanın detaylarını buradan okuyabilirsiniz:
 https://lnkd.in/dqidbwYw

Son olarak ben de kendi yorumumu ekleyeyim…
İş kurmayı sadece resmi bir şirket kurmak olarak düşünmeyelim bence. 40’lı yaşlarda başlanabilecek hobiler, kurulabilecek yeni ilişki ağları (network), sosyal etki projeleri de olabilir.
Kendi deneyimimde, 40 yaş sonrası ilişki kurmam ve ilişkiyi yürütmem gereken insanlara çok daha isabetli karar verdiğimi görüyorum.
Yine 40 yaş sonrası zamanımı daha verimli kullanabildiğimi görüyorum.
Yaşamdan keyif alabilecek seçeneklerimi arttırdığımı ve bu sayede de çok yorucu geçen bir günde bile tabir yerindeyse “pilim bitmeden” yastığa başımı koyabildiğimi görüyorum.
Bence de 40’lı yaşlar her açıdan, yeni başlangıçlar için güzel yaşlar 😎
Post image by Dr. Sertaç Doğanay
Ben o kadar şanslı ve güzel bir öğrencilik, gençlik yaşadım ki inanamazsınız...

Efes Pilsen Blues Festivali'nde dünyanın en iyi cazcılarını izledim mesela.

Rock'n Coke ve Efes One Love konserlerinde dünyanın en iyi müzik gruplarını izledim mesela.

İstanbul Tıp'ta öğrenciyken (hem de okulumuz bir hastane olmasına rağmen) gerekli şartları sağlayıp kimseyi rahatsız etmeden sayısını hatırlamadığım kadar bahar şenliği konseri, parti ve eğlence düzenledim. Bizzat, arkadaşlarımla beraber düzenledim evet.
Rektörlerimiz, dekanlarımız, diğer hocalarımızla birlikte dans ettik, eğlendik.

Rumelihisarı yaz konserlerini canlı canlı gördüm mesela.

10'a yakın stad konserinde dünyanın en iyi sanatçılarını izledim.

İstiklal Caddesi İstiklal Caddesi'yken o güzelim mekanlarda güzelim canlı müzik gruplarını izledim, dans ettim, tepindim, kafa salladım.
Genç olmak bunu gerektirir biraz da 😎
Ha bir başkası başka şeylerle de eğlenebilir elbette, benim tercihim buydu. Zorla kimseye müzik dinletmek gibi bir derdimiz yok.

Tüm bunlar olurken, tüm dünyada da olduğu gibi kimse sizin eğlendiğiniz müzik bizi rahatsız ediyor demedi.

21 Haziran 2021 itibariyle maalesef bunların hepsinin tarih olması bir yana, bir de başka bir dertle uğraşmaya başladık.

Müzik ruhun gıdasıdır ve bir ihtiyaçtır.
Gençler için daha büyük ihtiyaçtır.
Şimdi ben bu ülkenin aklı başında bir gencini, burada kalmaya nasıl ikna edeyim?
Bu yazım da Netflix severler için 🚀😊
An itibariyle global internet trafiğinin (veri kullanımının) %15'inden sorumlu olan Netflix, 100 milyar dolardan fazla bir piyasa değerine sahip.
140 milyon kullanıcısının 140 milyonuna da tamamen farklı ve kişiselleştirilmiş bir Netflix sunmak için tabir yerindeyse sırtlarından ter damlıyor.
Kullanıcıların izledikleri içeriklerin %80'i “önerilenler“ arasından çıkıyor.
Her kullanıcısına sadece farklı içerikler önermiyor, ayrıca her içeriği kişiye özel görsellerle de öneriyor.
Misal; aynı filmi bana önerirken Charlize Theron görseliyle, eşimeyse George Clooney görseliyle gösteriyor.
Netflix algoritmasının tüm detaylarını buraya tıklayarak okuyabilirsiniz:
https://lnkd.in/da7gyTp
Post image by Dr. Sertaç Doğanay
Bunu eğitim sistemlerinin genel bir özeti olarak kabul edebiliriz.
Bunun sonucunda muhtemelen büyük yetenekleri hiç fark edemiyoruz ve değerlendiremiyoruz.

Mesela oğlumun müfredatından da müzik ve resim derslerini çıkarsanız, dünyanın en keyifli öğrencisi olabilir belki.
Yeteneği yok ve bunun farkında, tıpkı babası 🤗

Related Influencers